.....

4/9/2006 · Kategori: Karalama

 

Köpüre köpüre ve gittikçe büyüyüp hızlanarak,

kayalığa hücum eden dalgalar, belki de akıbetlerinin farkında bile olmadan,

rüzgarın  ruhlarını coşturan, galeyana getiren fısıltısına kulak vererek kayalıklara çarpıp parçalanıyordu.

Sonra her parça, bir köpük olup kıramadığı koca taş parçası üzerine düşüyor, belki asırlar sonra ancak farkedilebilecek bir çatlağı oluşturacak son darbeyi vuruyordu düştüğü yerde... 

Rüzgar ise az önce yitip giden dalgayı umursamadan bir sonrakini savaş alanına taşıyordu. Umursamadığı anlaşılmasın diye belki de,

kayanın üzerinde kurumaya yüz tutmuş şehitlerin üzerinden tesellivari bir ılıklıkta esip geçiyordu.

Dalgalar, karalar arasına hapsedilen denizlerin öfkesini taşıyordu sanki.

Öfke ve şaşkınlığnı...

"Kuvvetli olan biziz, Büyük olan, kalabalık olan biziz! Bu esaret bu yenilgi niye?" diyordu, bir kayanın bağrında son nefesini vermekte olan hırçın köpük.

 

Kayalar sabit.

Kayalar tavizden uzak.

Toprağın kaleleri kendinden emin.

asırların tecrübesini taşıyor onlar.

Ve asırların acemiliğini.

Kendilerine o kadar güveniyorlar ki; uzun zaman önce suların altında kalan kardeşlerini hatırlamıyorlar bile.

Kayalar sevinmekten uzak, üzülmekten uzak, histen uzak.

Sadece duruyorlar.

Birgün suların altına gömülmeyi beklediklerinden haberdar bile değilller...  03/09/06

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »