KÖŞE

20/9/2006 · Kategori: USTALARDAN ALINTILAR

3.

 

Sen geldin benim deli köşemde durdun

Bulutlar geldi üstünde durdu

Merhametin ta kendisiydi gözlerin

Merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu

Bulutlar geldi altında durduk

 

Konuştun güneşi hatırlıyordum

Gariptin yepyeni bir sesin vardı

Bu ses öyle benim öyle yabancı

Bu ses saçlarımı ıslatan sessiz bir kardı

 

Dişlerin öpülen çocuk yüzleri

Güneşe açılan küçük aynalar

Sert içkiler keskin kokular dişlerin

İçinden geçilen küçük aynalar

 

Ve güldün rengarenk yağmurlar yağdı

İnsanı ağlatan yağmurlar yağdı

Yaralı bir ceylan gözleri kadar sıcak

Yaralı bir ceylan kalbi gibi içli bir sesin vardı

 

Sen geldin benim deli köşemde durdun

Bulutlar geldi üstünde durdu

Merhametin ta kendisiydi gözlerin

 

S.KARAKOÇ

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

MASAL

18/6/2006 · Kategori: USTALARDAN ALINTILAR

Doğuda bir baba vardı

Batı gelmeden önce

Onun oğullari batıya vardı

 

Birinci oğul batı kapılarında

Büyük törenlerle karşılandı

Sonra onuruna büyük şölen verdiler

Söylevler söylediler babanın onuruna

Gece olup kuştüyü yastıklar arasında

Oğul masmavi şafağin rüyasında

Bir karaltı yavaşça tüy gibi daldı içeri

Öldürdüler onu ve gömdüler kimsenin bilmediği bir yere

Baba bunu havanın ansızın kabaran gözyaşından anladı

Öcünü alsın diye kardeşini yolladı

 

İkinci oğul Batı ülkesinde

Gezerken bir ırmak kıyısında

Bir kıza rastladı dağların tazeliginde

Bal arılarının taşıdığı tozlardan

Ayna hamurundan ay yankısından

Samanyolu aydınlığından inci korkusundan

Gül tütününden doğmuş sanki

Anne doğurmamış da gök doğurmuş onu

Saçlarını güneş destelemiş

Yıllarca peşinden koştu onun

Kavuşamadı ama ona

Batı bir uçurum gibi girdi aralarına

Sonra bir kış günü soğuk bir rüzgâr

Alıp götürdü onu

Ve ikinci oğulu

Sivri uçurumların ucunda

Buldular onulmaz çılgınlıkların avucunda

Baba yağmurlardan anladı bunu

Yağmur suları aci ve buruktu

İşin künhüne varsın diye

Yolladı üçüncü oğlunu

 

Üçüncü oğul Batıda

Çok aç kaldı ezildi yıkıldı

Ama bir iş buldu bir gün bir mağazada

Açlığı gidince kardeşlerini arayacaktı

Fakat batinin büyüsü ağır bastı

İş çoktu kardeşlerini aramaya vakit bulamadı

Sonra büsbütün unuttu onları

Şef oldu buyruğunda birçok kişi

Kravat bağlamasını öğrendi geceleri

Gün geldi mağazası oldu onu parmakla gösterdiler

Patron oldu ama hala uşaktı

Ruhunda uşaklık yuva yapmıştı çünkü

Bir gün bir hemşehrisi onu tanıdı bir gazinoda

Ondan hesap sordu o da

Sırf utançtan babasına

Bir çek gönderdi onunla

Baba bu kağıdın neye yarayacağını bilemedi

Yırttı ve oynasınlar diye köpek yavrularına attı

Bu yüklü çeki

İyice yaşlanmıştı ama

Vazgeçmedi koyduğundan kafasına

Dördüncü oğlunu gönderdi Batıya

 

Dördüncü oğul okudu bilgin oldu

Kendi oymak ve ülkesini

Kendi görenek ve ülküsünü

Günü geçmiş bir uygarlığa yordu

Kendisi bulmuştu gerçek uygarlığı

Batı bilginleri bunu kutladı

O da silindi gitti binlercesi gibi

Baba bunu da öğrendi sihirli tabiat diliyle

Kara bir süt akmıştı bir gün evin kutlu koyunundan

 

Beşinci oğul bir şairdi

Babanın git demesine gerek kalmadan

Geldi ve batının ruhunu sezdi

Büyük şiirler tasarladı trajik ve ağır

Batının uçarılığına ve doğunun kaderine dair

Topladı tomarlarını geri dönmek istedi

Çöllerde tekrar ede ede şiirlerini

Kum gibi eridi gitti yollarda

 

Sıra altıncı oğulda

O da daha batı kapılarında görünür görünmez

Alıştırdılar tatlı zehirli sulara

Içkiler içti

Kaldırım taşlarını saymaya kalktı

Ev sokak ayırmadi

Geceyi gündüzle karıştırdı

Kendisi de bir gün karıştı karanlıklara

 

Baba ölmüştü acısından bu ara

 

Yedinci oğul büyümüştü baka baka ağaçlara

Baharın yazın güzün kışın sırrına ermişti ağaçlarda

Bir alinyazısı gibiydi kuruyan yapraklar onda

Bir de o talihini denemek istedi

Bir şafak vakti Batıya erdi

En büyük Batı kentinin en büyük meydanında

Durdu ve tanrıya yakardı önce

Kendisini değistiremesinler diye

Sonra ansızın ona bir ilham geldi

Ve başladı oymaya olduğu yeri

Başına toplandı ve baktılar Batılılar

O aldırmadı bakışlara

Kazdı durmadan kazdı

Sonra yarı beline kadar girdi çukura

Kalabalık büyümüş çok büyümüştü

O zaman dönüp konuştu :

Batılılar !

Bilmeden

Altı oğlunu yuttuğunuz

Bir babanın yedinci oğluyum ben

Gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden

Babam öldü acılarından kardeşlerimin

Ruhunu üzmek istemem babamın

Gömün beni değiştirmeden

Doğulu olarak ölmek istiyorum ben

Sizin bir tek ama büyük bir gücünüz var :

Karşınızdakini değistirmek

Beni öldürseniz de çıkmam buradan

Kemiklerim değişecek toz ve toprak olacak belki

Fakat değişmeyecek ruhum

Onu kandırmak için boşuna dil döktüler

Açlıktan dolayı çıkar diye günlerce beklediler

O gün gün eridi ama çıkmadı dayandı

Bu acıdan yer yarıldı gök yarıldı

O nurdan bir sütuna döndü göğe uzandı

Batı bu sütunu ortadan kaldırmaktan aciz kaldı

Hâlâ onu ziyaret ederler şifa bulurlar

En onulmaz yarası olanlar

Ta kalblerinden vurulmuş olanlar

Yüreğinde insanlıktan bir iz tasıyanlar

S.KARAKOÇ

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

HE

10/6/2006 · Kategori: USTALARDAN ALINTILAR

vurma kazmayi
                ferhâaad
 
he'nin iki gözü iki çesme
                âaahhh
 
dagin içinde ne var ki
güm güm öter
ya senin içinde ne var
                ferhâaad
 
ejderha bakisli he'nin
iki gözü iki çesme
ve ayaklar altinda yamyassi
 
kasrinda sirin de böyle agliyor
                        ferhâaad
ASAF HALET ÇELEBİ (OM MANİ PADME HUM)

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

DOSTLARIMA DAİR

29/5/2006 · Kategori: USTALARDAN ALINTILAR

birbirine kenetli ellerimiz
yaşlar incidir gözlerimizde
yanaklarda yaştan tesbihlerimiz

biz tasada birbirimize tasa
sevinçle sevinçleriz

gözlerimiz aynadır hüzün
yaralarımızdan yansımadır
gözetiriz hep birbirimizi
biz ki hep selam deriz
selam için söyleriz

aşkın nakşidır işlenen gergefimizde
zamanın beş memesinden sabır emeriz

gözleriz yaralarımızı
dudaktan selam kondurup yaraya
gül deriz

biz bengisuyu gözpınarlarında
arayan garipleriz

Sabah KARA

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

AŞKA REDDİYE

25/5/2006 · Kategori: USTALARDAN ALINTILAR

kapılmayı göğün maviliğine,
bir güneşle bütün bir gün mutluluğu,
unutalı yıllar geçmiş aradan.
inansaydım sana eskisi gibi,
hatırlat derdim belki yine,
sen yoksun ey aşk insanlar arasında yangın yerleri,
kısa yakınlıkların yıkıntıları var.
isin kötüsü daha sevginin başında,
ellerinde hesap cetvelleri,
kâr ve zarar hesaplıyor insanlar.
kişiler acıyacak, kin duyacak
ve sevecek de bir zaman,
fakat sürekli sevgiler sığınağını sildim aklımdan.
bir zaman resmin olan cebimde ey sevgili!
simdi dörde katlanmış,
ilk kolesterin tahlili.
ve aslı olmayan bir şeye,
beni bunca yıl inandırdı diye,
dargın öleceğim fuzûli’ye.
aşk, yoksun sen, seni biz uydurduk,
saatleri unuttuk, aklımızca zamanı durdurduk.

 

Hüsrev HATEMİ

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

ÇAĞDAŞLAR İÇİN

6/4/2006 · Kategori: USTALARDAN ALINTILAR

ÇAĞDAŞLAR İÇİN / Asa
At elinden koyunların için yaprak kırdığın
dayandığın korunduğun ayakta durduğun
koyunlarını güttüğün asanı at elinden
can olsun adı canan olsun
asanı at elinden musa
iplerini yuttuğunu göreceksin sihirbazların
iplerini tank diye top diye tüfek diye
ne olursun at elinden asanı musa

Sabah KARA

 

ÇAĞDAŞLAR İÇİN / Kan
Firavun ellerini kanla yıkar kandan
kanla yıkar.
Ancak kan yıkar ellerini firavunun
kan yıkar.
Kandan geçer musa şerholur göğüs
kandan geçer.
Kanla yıkanmaya gelir firavun
kan firavunu yıkar.

Sabah KARA

 

ÇAĞDAŞLAR İÇİN / Put
Bu ev öyle bir ev ki putçu azerin
saysan her nefesine bir put düşer.
Kır bu evin putlarını ibrahim ne olursun
kur'an olsun adı cami olsun veli olsun
kır bu evin putlarını ibrahim
ister hakka yaklaştıran olsun adı
ister melek kılan olsun
kır bu evin putlarını ibrahim ne olursun.

Sabah KARA

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

ŞEHRAZAT

26/3/2006 · Kategori: USTALARDAN ALINTILAR

Sen gündüzün gecenin dışında
Sen kalbin atışında kanın akışında
Sen Şehrazat bir lamba bir hükümdar bakışında
Bir ölüm kuşunun feryadını duyarsın

Sen bir rüya geceleyin gündüzün
Sen bir yağmur ince, hazin
Sen şarkılarca büyük uzun
Sen yolunu kaybeden yolcuların üstüne
Bir ömür boyu yağan bir ömür boyu karsın

Sen merhamet sen şefkat sen tiril tiril kadın
Sen bir mahşer içinde en aziz yalnızlığı yaşadın
Sen başını çeviren cellat başının güne
Sen öyle ki sen diye diye seni anlayamayız..
Şehrazat ah Şehrazat..
Sen sevgili, sen can, sen yarsin...


Sezai Karakoç  

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::