O zaman acınası bir yetenek gelişti zihinlerinde, aptallığı görm
SONDEYİŞ Bölümünden
...
Her şair, her yaratıcı, her romancı -roman yazmak yaratmaktır- kahramanlar yaratırken kendisini yaratır ve eğer bunlar ölü doğarlarsa kendisi de ölü yaşıyor demektir. Her şair, Yüce Şair, Ebedi Şair Tanrı da dahil olmak üzere her yaratıcı diyorum... Tanrı evreni yaratırken, evreni sürekli yaratırken, şiirleştirirken kendi kendini şiirinde, Kutsal Roman'ında yaratmaktan başka birşey yapmaz.
...
Ama ben tinsel bir zaman içinde yaşayan ben, bir romanın romanını -biraz bir gölgenin gölgesi gibi birşey- yazmayı düşündüm; hayır bir romancının romanı değil bu, bir romanın romanı ve ben bunu okuyucularım için yazmayı düşündüm, o okuyucular ki benim kendilerini oluşturduğum kadar onlar da beni oluşturmuşlardır... Ben başka birşeyle ilgilenmedim, okuyucularım, benim okuyucularım da ilgilenmediler. Okuyucularım, benim okuyucularım gerçekçi denen romanların tutarlı dünyasını aramazlar -öyle değil mi okuyucularım?-; okuyucularım, benim okuyucularım bilirler ki; bir argüman bir roman için sadece bahanedir ve argümanı alınırsa, roman, bütünlüğü içinde, daha saf, daha ilginç daha romansı olarak kalır.
...
benim tercihim onlara romanlar yazmak ve onlarında bu romanlara argümanlar koymalarıdır; onların da tercihlerinin bu olacağından kesinlikle eminim.
Benim okuyucularım operaya ya da sinemaya -sesli ya da sessiz- giderken üstünde durmaları gereken şeyin ne olduğunu bilebilmek için önceden argüman satın alan okuyucular değildir.
Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz! Arkadaşına gönder!
2 yorum yazılmıştır
Yazan:dilsizmutercim | Tarih: 2007-07-23 02:36:11Konu: Esselâm...
Yazan:senfoni | Tarih: 2007-07-09 19:31:07Bilhassa bu kısmı cümle çok güzel tasvir ediyor kitapların arka kapaklarını okuyup bunun üzerinden edebiyat yapan, bilgiçlik taslayanları. Yada İhsan Deniz'in de değindiği gibi şiir soytarıları hep bu okuyucu kitlesinin şakşaklamalarının, iltfatın marifeti aştığı demlerin güzel bir tasviri olmuş bu cümleler.
İbrahim Paşalı da başka bir açıdan dem vuruyor;
"Necip Fazıl'dan sonra üstad, Sezai Karakoç'tu. Anadolu çocuklarının çoğu, Akdeniz kıyılarına inemeden, Monna Rosa gibi küçük bir ırmakta boğuldular. Acımız büyüktür. Bu üniversite şiirini geride bırakarak, ne Sezai Karakoç'un yanına ne de Şam'a varabildiler." diye...
Satranca dair ne okusam direk Satranç Dersleri bilincimde beliriyor. Sanki içime kazınmış gibi...
"göğe bezgin bakanların bir türlü öğrenemediği
bir oyundur satranç"
Ve az da olsa sağlam insalardan, sağlam okuyuculardan umutluyuz yine de...
Zira biz inanıyoruz ki;
"Yerine göre piyon da bir tufandır!!!"
Selam ile...
Konu: senfoniden
merhaba aykut kardeşim...
kitabı listeme aldım...
stefan zweig'in de bir satranç öyküsü vardı..beni çok etkilemişti...aklında bulunsun...
selamlar...
............................................................
Ve aleyküm selam;
S. Zweig'in Satranç öyküsü uzun zamandır listemde, çok uzun zamandır. Meğer senin gibi değerli bir abimizin tavsiyesini beklermişiz almak için. :)
Eyvallah Hüseyin abi
Selametle...
Düzenleyen aertugrul gün: 17/7/2007 saat: 12:52
